RAST GELE
İlk balıkçılık serüvenim 6 yaşında iken babam ile başladı.
Her balığa çıkışımızda küçük – büyük, yenir – yenmez
yakaladığımız balıkları sepete atar, üstüne balıklar
kurumasın diye ıslak bir örtü koyardık.
“Yakaladığımız küçücük balıklar ve tanımadıklarımız yenir mi?”
diye sorardım.
Babam da “ Yenmeyenler kedilerin kısmeti oğlum “ derdi.
Etrafıma bakardım herkes ayni şekilde yapıyor, küçük - büyük,
yenir – yenmez diye bir ayırım yapmıyor.
Yıllar geçti bu alışkanlık devam etti.
Vaktaki bir ülkede balığa çıkışıma kadar…
İş arkadaşları “ Hafta sonu balığa gideceğiz, gelir misin “
teklifinde bulunuyor.
“ Aman sabah 5.30 da hazır ol. Geç kalırsak, gel-git başlarsa,
kanalda sular 1-
Tembih üstüne tembih ile işi bağlıyoruz.
Sabah evin önünde, yolunda kenarında elimde bir poşet
bekliyorum.
Önde 8 silindirli dev bir Amerikan arabası, içinde iki arkadaş,
arkasında da mobil kızak üzerinde dört adet otomatik makaralı
baba kamışları sallanan koca bir tekne geliyor. Önümde durdu
ve kafayı uzatıp,“ Gelmiyor musun?. “diye sordular.
-- “ Geliyorum, neden sordunuz?. “
-- “ Kamışın yok, nasıl balık tutacaksın?”.
-- “ Hele gidelim, görürsünüz “, dedim ve arka koltuğa oturdum.
NOT; (Sonradan gördüm ki gel – git olayında deniz 1,5 –
sahilden çekiliyor, vakti kaçıranlar, denize çıkamadıkları gibi
geride dönemiyorlar).
Yolda “ Balık yakalamaya değil hava almaya geliyor “
gibisinden takılıyorlar.
Onlar bizler gibi elde olta ile balık yakalamayı bilmiyorlar.
Limana geldik. Önce bir yem otomatından üç çeşit dondurulmuş
torbalar içinde yem alındı. Liman çok temiz ve gereği gibi
yapılmış.
Araba özel olarak yapılmış kanala geri geri giriyor.
Tekne yeterince suya girince yüzüyor. Araba kızağı alarak park
yerine gidiyor.
Tekne artık suda, motorlar çalıştırılıyor ve çıkış kordonu takip
edilerek denize açılıyoruz.
Vasi bir deniz, ne bir gemi ne de bir ada var.
Arkamız kara, önümüz okyanus.
Kerteriz alacak bir sahil var ama onlar kerterizden de habersiz,
kaptırmış gidiyorlar.
Sonunda motorları durdurdular. O koca kamışlarının iğnelerine
yem taktılar, bana da şöyle bir baktıktan sonra makaralarını
açıp büyük balıkçı havasında“ Balıklar Ezrailleriniz geliyor “
diye bağırarak oltalarını salladılar.
Ben ise oturuyor onları seyrediyorum.
Onlar da benimle gırgırdalar.
Ben bekliyorum, bir balık tutsunlar da ona göre takım
hazırlayayım.
Uzun bekleyişten sora biri 10 cm’ den küçük bir yakaladı,
ben daha balığı göremeden acele ile tekrar denize attı.
Ne oluğunu anlamadığım için sordum.
-- “ O ülkede 5 inches = 12.5 cm’ den küçük balık tutmak
yasaktır.
Cezası her küçük balık için 10 YTL.
Bu para ile iki kilo balık alırım” dedi.
-- “ Peki kim, nereden görecek ki senin tuttuğun balığın küçük
olduğunu” dedim
--” Sahile varınca inspector / müfettiş gelir, tekne karaya
çıkmadan her taraf aranır, teknenin
altını üstüne getirir, temiz raporu verir, o zaman tekne
karaya çıkabilir.
Eğer 12.5 cm‘ den küçük balık varsa, adedi 10 YTL. ile çarpılır,
anında tahsil edilir, makbuz verilir ve tekne beş hafta
denizden men edilir”.
Ben bir VAAAY çekmişim ki, vay ne vay, şu işe bakınız.
Şu kontrole bakınız, şu
teşkilata bakınız. Deniz ürünlerini demek böyle koruyorlar.
Amatör ve Profesyonel Balıkçıların uygulamaları gereken kuralları
bildiren bir kitabı elime tutuşturdular.
-- “İşte kurallar ve cezalar, oku da yarın yanlış bir iş yapma“
Dediler.
Ben kitabı okumaya başlayınca“ Sen balık tutmasını bilmiyorsun,
bizi uyutuyorsun “diyerek gülüşüyorlar.
Ne ise biri
“Whyting” dedikleri bir tür balık tutuldu.
Balığı tetkik edişimi ve üç boy iğneli ve akıntıya göre iskandilli
oltamı hazırlayışımı merakla izlediler.
Yemleri taktım. “YA NASİP” diyerek oltayı ağır ağır saldım.
Dipten bir karış yukarıda askıya aldım, bekliyorum.
Birinci, ikinci de tamam.
Üçüncüyü beklemeden yavaş yavaş çekiyorum.
Olta ağır ama balık hırçın değil, hem kuzu kuzu geliyor hem de
tekneye sürtünmesinden gıcır gıcır ses getiriyor.
Ben ise keyiften dört köşe bir onlara, bir de denize bakıyorum.
Biri 30, diğeri 45 cm’ lik iki balığı görünce bunlar,
“ Bu imkânsız, adam çok sanşlı “ diye birbirlerine bağırmaya
başladılar.
O gün Tanrı yardım etti.
Birbiri ardına tam 73 adet balık yakaladım.
Hepside 25-30 cm’ den büyük amma ellerim acıyordu.
Uzatmayalım, gel-git çizelgesi nedeni ile sular çekilmeden
dönüşe geçildi.
Kanala girdik, indirme-bindirme yerine vardığımızda inspector/
müfettiş dedikleri görevli bir kumandan havasında, kartal
bakışları ile elinde evrakları bizi bekliyor.
Hemen tekneye atladı, araştırmaya başladı.
Direğin tepesinden sintineye kadar her yeri didik didik arıyor.
Bakmadığı yer kalmadı ve de küçük balık bulamayınca
sonunda balıkları koyduğumuz sepete sıra geldi, sepeti açtı.
Her halde o güne kadar bu kadar çok balık tutulduğunu
görmemiş olsa gerek, heyecanlandı ve:
-- ” Aman Tanrım, Bunları siz mi tuttunuz” diye sordu.
Arkadaşlarda;
-- “ Biz 5 tane tuttuk, gerisini bu Türk yakaladı “.
Deyince Müfettiş bana döndü,
Bir şey söylemesine meydan vermeden 5 adet irice balığı seçtim.
-- “ Bu balıklar Türk’ ten size hediye, lütfen kabul edin “ dedim.
Müfettiş yaklaşarak,
-- “Haftaya da balığa çıkacak mısın? Çıkacaksan haftaya da
nöbeti ben alayım “. Demez mi?
Müfettiş temiz evrakını hazırladı, tekne sahibine imzalattı,
balıklarını aldı, tekneyi terk ediyor.
Tekne kızağına ustalıkla oturtuluyor. Araba çalışıyor.
Dönüş başlıyor.
Müfettiş el sallayarak bizleri uğurluyor.
Herkes memnun...
Önce küçük balıklar büyüyecekleri için...
Inspector nasibini aldığı için...
Arkadaşlar o güne kadar o kadar çok balık ile balıktan
dönmedikleri için...
Ben ise, Tanrımın beni mahcup etmediği için…
Canlar
Balık nasip – kısmet işidir.
Rast gele.
Sevgilerimle,
Avni baba
