? ?ceki |
Yaşamın başlangıcından sonuna kadar olan bölümlerinde
dengeli tempo içinde ki bir uğraşıya “ÇALIŞMAK“, yeni
düşünce ve davranışlara varabilmek için verilen çabaya da
“ “ÇALIŞKANLIK” denir ise doğru bir tanımlama yapılmış
olur diye düşünüyorum.
Yaşamda ki gereksinmeler olan ARAÇ’lara varmak için
çalışmalı, bu sürede amaç saptanmalı.
AMAÇ’ı saptayacak bilgiye ihtiyaç varsa giderilmeli.
Elde edilecek yeni bilgiler ve meydana gelecek yeni
düşünceler ile değişmenin, gelişmenin mümkün olacağı
biliniyorsa da yapanımız çok az.
İş hayatına kendini kaptıran birey, para kazanmanın, daha
çok’a sahip olmanın istek ve tutkusu ile asıl hedefin “amaç“
olduğunu ihmal ederek, bu düşüncede kendine dönük
gelişmeyi sağlayacak çalışmayı unutuyor.
Esiri olacak şekilde bir işe bağımlı yaşamak, bence
bütünlüğe erişememekten ileri gelen hastalık.
Bugün ki iş hayatı koşulları altında “İşin esiri olmamak
çok zor, elimde değil, nasıl yaparım?”
Gibi bahanelere sığınılıyor.
Böyle olunca da,
AMAÇ UNUTLMUŞ ve KABUL EDİLEN ARAÇ
olmuş olmuyor mu?
Amaç, kabul edilen araç’lara ( madde, mevki, şöhret, v.s.)
varmanın kolay olmadığı da biliniyor.
Ne kadar çok çalışılıyor. İnsan neler, neler veriyor.
Çevresinden ve kendinden neleri ihmal ve kayıp ederek
sahip oluyor.
Kısa olan şu ömürde neleri yitiriliyor?
Yaşayarak ve yaşatarak çalışmayı düşünmek gerekiyor.
O halde sadece iş hayatında yalnız çok çalışmak yetmiyor.
ÇALIŞKAN olmak da gerekiyor.
İnsanın amacını bulmaya yönelik yeni bilgi ve düşünceler ile
gelişmesine, İNSAN ve İNSANLIK için gerekli olan da
düşünerek çalışmasına ÇALIŞKANLIK demek
doğru değil mi?
ARAÇ ve de AMAÇ için yapılan bu çalışmalar dengeli,
kararlı, zorlamadan ve istekle olmalı.
Kendini harcayarak edinilen araçlar, amaç olmadıkça
insanın kendisine ve çevresine fayda yerine zarar veriyor.
Ne dersiniz?
Araçlara sahip olmak için tüketilir bir yaşam
Artık araçlar amaç oldu keyfine bak paşam
Mal, mülk, para, şöhret tümü dünya için ARAÇ
Araçları kullanıp insana ve insanlığa hizmettir AMAÇ…
Sevgilerimle,
Avni baba
Lügat ve ansiklopedilerde Önder, Rehber, Führer, Chef, Duce,
Leader gibi isimler alan,“Bir ulusun, bir toplumun yol göstereni
ve yöneteni“ diye tanımlanan LİDER Toplumbilim deyimi...
Tarihsel süreçte zaman, mekân ve şartlar müsait, ulus – toplum veya
sınıfsal kitleler hazır olduğunda, şartları değiştirme ve geliştirme
yeteneğine sahip bireye gereksinim ile lider varlaştırılıyor.
Liderde “kararlılık + cesaret + ulusal çıkarlara ödün vermeyen +
ilkelere bağlı + şartlara göre değişimci + dinamik + hakların ve sosyal
adaletin savunucusu + uzlaşmacı + inandırıcı + tatbikatçı +
dürüst olmak “ gibi çok önemli olan özellikler, yetenek ve becerilerin
olması gerekiyor.
İnsan da böyle bir liderin yönetiminde bulunmaktan gurur duyuyor.
Amma zaman, mekân, şartlar uygun ve kitleleri inandıran, örgütleyen
ve değiştiriciliği planlayan, yansıtan, yukarıda belirtilen vasıf ve
yetenekler sahip olan dürüst LİDER olsa da seçilemiyor, ulusuna
önderlik edemiyor.
Kitlerin çıkarları doğrultusunda taviz vererek inandırmak kolay
olduğundan bu özellikler olmadan da yönetici olunabiliyor.
Genelde dürüst ve akıllı olanı da doğru yolu gösteren bürokrat,
açık vermeyen sağlam kanunlar ve uygulayıcılar ile işbirliği yapılarak
siyasette başarının mümkün olacağının bilincinde...
Günümüz dünyasında ekonomik gücü olan sınıfsal kitlelerce lider
özellikleri olmayan, işlerine gelen bulunuyor, lider yapılabiliyor.
CANLAR,
Bir ülke AKIL, DÜRÜSTLÜK ve SİYASET bir araya geldiğinde, şartlar ve
toplum da hazır olduğunda ulusal çıkarlara ödün vermeyen, hak ve
özgürlüklerin savunucusu dürüst liderler ile yönetilir diye düşünüyorum.
Sağlam bilinç ve idrak ile düşünerek bireysel çıkar için değil, vatanının
ve ulusunun çıkarları doğrultusunda düşünen toplum olarak yöneticinin,
liderin seçilmesi dileği ile...
Sevgiler,
Avni baba
Uykusuz ve düşünceli soğuk bir gece...
Gökyüzü pırıl pırıl...
Sabaha saatler var.
Yıldızlar da Ay ile Venüs’ün ışıklarının altına saklanmışlar.
Ben de onları seyrediyorum.
AY ise denildiği gibi dede - mede değil.
Nereden çıkartmışlar şu yakışıksız “Dede” kelamını?
Gecenin karanlığında kadınsı kıvrımı ile “evrende yalnız ben varım”
edası içersinde ışık Saçan, rakip tanımayan, adına “Dolun Ay” bile
denemeyecek yaşta çok güzel bir AYKIZ…
Birbirini Güneş Babalarının kendilerini aydınlattığında gören bu
efsanevi ikili neden dargın? Uzayda insan denen varlık ta yok ki
aralarını açsın. Darılmalarına neden olsun.
Yoksa astronotlar mı bir halt mı ettiler de araları açıldı?
Belki de AYKIZ, insanoğlunun var olduğundan bu güne kadar
gündüzleri yaptığı hırs ve tutku Saçmalıklarına geceleri de
durmadan devam ettiklerini görüyor da üzülüyor.
Kırgın ve kızgın oluşunun nedeni olabilir diye düşünüyorum....
Sırtını VENÜS’E dönmüş, bir şeyler mırıldanıyor.
Ya VENÜS…
Diğer yıldızlar da herkesin VENÜS’ ü görmesini istercesine ışıklarını
söndürmüş bekliyorlar.
Venüs bu kırgınlığın farkına varmış olsa gerek, koşarak AYKIZ’ a
yetişmeye çalışıyor.
Bende arkandayım, bende varım diyor.
AYKIZ dünyada olanlardan bıkmış.
Gecenin yalnızlığında yol arkadaşı Venüs’e söyleniyor.
-- Bitemedi insan denen varlıkların birbirine yapmakta olduğu bu
hunharca mezalim.
Sen ki karanlıkta “Yol Gösteren” sin.
Neden bir çare bulmuyorsun?
VENÜS, AYKIZIN haksız serzenişini hoş görerek konuşmaya başlıyor.
-- Anlıyorum seni AYKIZ.
Ben yokken sen bile karanlığı aydınlığa dönüştürme telaşı
içersindesin.
Ayrıca ışığınla benden de çok aydınlatıyorsun.
Sen asırlarca nice bilgine, yazara, şaire ışık tuttun, ilham
verdin de ne değişti?
Bunca zamandır nice “Aydınlar” insanlığı bizden çok
aydınlatabilmek için neler yaptılar.
Ya GÜNEŞ BABA’ mız insanoğlunu yalnız aydınlatmıyor,
hayat veriyor.
O ne kadar insan- oğluna kızgın da olsa her gün yeniden sabır ve
umut ile görevini yapıyor.
Bilirsin benim bir adım da “Çoban Yıldızı”.
Ben yalnız insanların yollarını bulmaları için önlerini
aydınlatırım.
Gönüllerin, düşüncelerin aydınlanması gerek.
Kimler, yol gösterenler geldi, geçti.
Neler söylendi, neler neler yazıldı?
İnsanlık için neler yapıldı.
Ama onca zaman içersinde bunca çabaya rağmen alınan yol
bir arpa boyunu geçemedi.
Yaratan bile dünyayı kaç kez değiştirdi.
Amma ne değişti?
Ne sen ne ben ne de bir başkası yapamaz.
İnsan denen canlı varlık gönlündeki kiri, düşüncelerindeki pası
yalnız kendi temizler ise aydınlanır.
Ancak o zaman insan ve insanlık için yaşar ve yaşatır…
Bunca kötülüğe son verilmesine sayılı yıllar kaldığını sen de
biliyorsun.
Hep ben konuştum. Şimdi de sıra sende.
Anlat bakalım.
Aykız anlatmaya başlamıştı ki,
Tam bu sırada anlatacaklarını duymamı haklı olarak istemeyen
“ O “,
“AYDINLANMAK İSTEMİYORSANIZ KARANLIK GELİR”
dercesine işaretini verdi.
Pırıl gökyüzü kalın ve kara bir bulut ile örtüldü.
AYKIZ ile VENÜS kayboldu...
CANLAR,
NİCE AYDINLIK BAYRAMLAR DİLER, KUTLARIM...
Sevgilerimle,
Avni baba
Yıllar önce Üsküdar - Çiçekçi’ de rahmetli kayınpederim
Ali Nusret Efendinin oturduğu Kaptan Arif Paşa konağına
gidiyorum.
Kapıyı çocukların “dadı“dediği Arap bacı, güleç yüzünde yılların
izleri olan yaşlı bir hanım açıyor ve ciddi bir ifade ile,
-- “ Ne istiyorsun genç adam “ diyor.
-- “ Nusret bey evdeler mi?” diyorum.
-- “ Evde yoklar, “ Malesia‘ ya gittiler”.
-- “ Beni bekleyeceğini söylemişti, bir yanlışlık olmasın “.
-- “ Koca Mevlevihan yanlış yapar mı?”, ve devam ediyor.
-- “ Haaa, sen bedenini istiyorsun... O burada “ diyor ve buyur ediyor.
“ Ne dediğini bilmiyor bu kadın “ düşüncesi ile içeri giriyorum...
Az sonra Ali Nusret Efendi geliyor,
“ Hoş geldiniz buyurunuz oturunuz “ diyor.
Hoş-beşten sonra Arap bacının dediklerini söylüyorum.
Kayınpeder “ Siz ona bakmayınız. O şimdi Malesia da olabilir,
cismani bedeni burada amma ruhani bedeni ile seyahat ediyor olabilir ”
diyor.
O zamanlar bu konularda bilgi yoksunuolduğumdan Kayınpedere de
açık vermemek için uzatmıyorum.
Oradan, buradan derken konu Mevleviliğe intikal ediyor.
Mevlevi Çelebiliği ilenezaket ve zarafet içersinde Kayınpeder
anlatmaya başlıyor.
“Oğlum Avni, Mevlevilik;
Yaratanın en değerli emaneti olan insanı sevmeyi ve ona
hizmet etmeyi ibadetlerin en yücesi olarak kabul eder.
Günümüz dünyasında insanlığın içinde bulunduğu çaresizliğin
ve çırpınışların ızdırabına, “ insana saygı ve sevgi birliğinin“
tesisi ile çözüm bulmanın mümkün olabileceği,
Mevleviliğin temel felsefesini teşkil eder oğlum... “
Ve devam eder:
“Mesnevi, Mektubat, Mecahs-i Seb’a, Divan-ı Kebir, Fıhi Mafih
adlı eserleri olduğunu biliyorum. Amma en önemlisi Mesnevi ‘sidir.
Çünkü Mesnevi öğretici bir kitap...
İslam kültürünün şiirle anlatımıdır. 26.618 beyitten meydana gelmiştir.
Hele Divan-ı Kebir deki “ aşk ve sevgi “ konusu muhteşemdir
vesselam.”
-- “ Hangisini okudun ?”, diye sordu.
Benden ses çıkmayınca okumadığımı anladı, amma gene çelebiliğin
getirdiği nezaket ile anlamazlığa gelerek devam etti.
-- “ Mesnevi biraz uzun oğlum, sen gençsin canın sıkılabilir.
Bak oğlum, Mevlana bir gün Yunus Emre ile karşılaştığında sohbet
ederken, Yunus’a Mesnevi’ i okuyup okumadığını sorar.
Cevap enteresan ve senin beğeneceğin gibi...
Yunus’un cevabı:
*** Okudum. Çok uzatmış ve uzun yazmışsınız. Ben olsam,
” Ete, kemiğe büründüm. Yunus diye göründüm” der,
işi bitirirdim.***
diyor oğlum. Çünkü Hacı Bektaşi Veli ile Yunus, hakikatleri
kısa ve öz anlatırlar.
Mevlana ise daha ilmi ve akademik ifade ile anlatıyor.
Mevlevilikte mühim olan insanlar arasında inanan, inanmayan,
Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, dinli, dinsiz, v.s. diye bir ayırım yoktur.
Asıl olan, ayırım yapmadan şaşırmışa yardımcı olmaktır.
Tüm dinlerde yapılmakta olan ayırımın kimseye hayrı olmaz,
dirlik-birlik de kurulmaz.
Mevlana der ki “ Şekle kapılma, o zaman iki görürsün, hâlbuki “O” birdir,
diyor ve devam ediyor.
“ Aşk, ister o yanda ister bu yanda, hangi yanda olursa olsun,
seni sonunda senin Tanrına götürecektir. Mevlana’yı anlamak için içten
gelen istek ve sabır ister.
Mevlevilikte Zikr (Zikir) ve Sema vardır.
Sema insan ruhunun Tanrıya ulaşmaya çalıştığı bir vecd halidir.
Her kula da nasip olamaz.
Oğlum şimdilik bu kadar yeter mi? Çok konuştum, seni fazla tutmayayım”,
dedi. Elini öperek ayrıldım...
CANLAR
Bu güzel anıyı Mesneviden iki güzel beyit ile bitirelim.
Geçti gün der, etmeyiz keder,
Ey tertemiz insan, sen var ol yeter.
Anlamaz olgun adamdan, ham adam,
Söz, hem az hem öz gerektirir vesselam.
Sevgilerimle,
Avni baba
Not:
“Malesia” Arap Bacının köklerinin olduğunu düşündüğü yer...
Düşüncelerime sunular eşliğinde ulaşmak
için;

http://avnibabasunular.blogcu.com