BİR EVLADA MEKTUP


E-mailinde
“Hayat mücadelesinde kendimi tek kalmış gibi hissediyorum kimse yanımda değil hep sen ver, sen yap, sen gel vs. gibi artık bu yükü maalesef kaldıramıyorum.”  Diyorsun…

 

Haklısın Evlat...

 

Bu yaşıma kadar hayatından şikâyetçi olmayan az insan tanıdım.

Eskiden daha az olan bu şikâyetler her geçen gün değişen yaşam koşulları nedeni ile artıyor.

Aldığım mektuplarda, yolda rastladığım, iş yerinde birlikte çalıştığım, beraberlikte sohbet ettiğim insanlar laf arasında yaşamlarından şikâyetçi olduklarını belirtmeden edemiyorlar.

Haklılar…

Çünkü insan yaşamın ne olduğunu bilmeden dünyaya geliyor ve yaşayarak öğreniyor.

Yaşam koşulların süratle değişimi de öğrenimi yavaşlatıyor ve de güçleştiriyor.

 

Yaşam boyu düşüncelerimiz his ve duygularımızın temelidir.

Duygularımız ise yaşamda sergilediğimiz davranışlarımızdır.
Davranışlarımıza dikkat etmez isek alışkanlık haline geliyor.

Alışkanlıklar ise yaşam değerlerimize dönüşüyor.

Sonunda bu değerlerde karakterimizi oluşturuyor.

EĞER karakterimizin farkında değil isek KADERİMİZE dönüşüyor…

 

Böyle olunca da, yoğun bir çalışma temposu içersinde olan birey yaşam boyu bitmek bilmeyen koşuşturmaktan üç – beş dakikasını değil O’nu sevenlerine, kendisi için bile zaman ayıramıyor.  

Gençlik yıllarında zaman, zaman farkında olunsa da genelde yapılıyor.

Bunu her insan gençliğin kaçınılmaz isteklerini elde edebilmek uğuruna yapıyor.

 

İnsanın bulunduğu ortam içersinde alınan eğitim + öğrenim ile gelişen meziyetleri ve özellikleri, kişinin güç ve yetilerini düşünemeden, kendi değerleri doğrultusunda bir yaşama erişebilme istekleri “ZORLUKLARIN “ başlangıcı oluyor.

İnsan yaşamını sürekli olarak değerler mücadelesi içersinde geçiriyor.

 

YAŞAM DEĞERİNİN ne olduğunu, çeşitlerini, niteliklerini, felsefesini, yöntemini, ekonomisini, kapsamını, maddi ve manevi neler kazanıp neleri kayıp ettiğini de irdeleyemiyor.

Yaşam mücadelesi ile boğuşan insan doğumla başlayan “kendisine verilen yaşamın en muhteşem hediye olduğunu ve er yâda geç ölüm ile sona ereceğini düşünmek istemiyor, bir ömür boyu çırpınıyor.

 

İnsan yaşamında değer verdiklerini sıralamakta olabildiğince aklını kullanıyor.

Duygusal, Seksüel, Maddesel, Manevi, Dinsel, Bilimsel, Toplumsal, Bireysel ve de birçok v.s. olan değerler mi?

Birisimi, hepsi mi? Hangisi olacağına karar vermekte acele ediyor.

Bu değerlerden hangisini veya hangilerini seçeceğine birey bulunduğu kendi bilinç düzeyinde ki mantığı ile karar veriyor. İnsanın sahip olmak istediği, esiri olduğu ve de peşinden koşturduğu değer yargıları doğru da yanlış da olsa önem kazanıyor.

Değerler sıralamasında yapılan eksik veya yanlışlar sızlanma ve şikâyetlere neden olan yaşam zorluklarının esas nedenleri oluyor.

  

Çünkü yaşamı kendince ön gördüğü değerler içersinde yönlendirmiş olan birey, sızlandığı gün içinde bulunduğu yaşam biçimini önceden kendisinin hazırladığını unutuyor

Ayrıca yaşamın çeşitli dönemlerinde sızlanma ve şikâyetler farklılıklar gösteriyor.

 

Yaşam süresi içersinde her insan;

Öğrenimi süresince okulundan…

Ergenlik ve gençlik yıllarında genelde kadın – erkek ilişkilerinden…

İş hayatında işinden, maddi durumundan…

Kendi doğruları ve inançları düzeyinde aile ve çevre ile olan ilişkilerinden…

Evlilikte eşinden ve çocuklarından…

Gelişme sürecinde kendi yarattığı, istek ve tutkuları doğrultusunda koşuşturmaktan…

Düşünce ve hayallerinin olmasını istediği bireysel dünyasının olamayışından…

Hızla değişen dünya düzeninden

Yaşlılığında sağlığından…

VE

Devamlı olarak ta tüm yaşamı süresinde bireysel dünya ‘sı ile yaşanan gerçek dünya arasındaki çatışması sonucunda meydana gelen ve şekillenen içinde bulunduğu her iki dünyaya da uymayan yaşam biçiminden şikâyetçi oluyor.

 

Bütün bu yaşanan süreçler yaşamın amaç, araç ve yaşanması gereken yönlerinin de neler olduğunu anlamasını sağlıyor…

                                                                                                                      

***  Çalışmadan hiçbir şeyin başarılamayacağını,

***  Bilgi, tecrübe ve sorunları çözecek cesaret olmadan zorlukların yenilemeyeceğini,

***  Azim, istek ve dürüst çaba olmadan maddi ve manevi gelişmenin mümkün olmayacağını, 

***  İnsan düşüncelerini değiştirdiğinde durumun değişebileceğini ve yeni bir ortamda

        alışılmışın dışında yeni bir yaşama başlanılacağını anlayabilen birey özlem ile yaşamak  

        ve yaşatmak istiyor

Eğer yeni seçimi kendi güç ve yetisini bilerek bilinçli karar verebilmiş ise yaşamdan alınan zevk ve bulunan huzur, uzun bir süre veya ömür boyu da devam edebiliyor.

Ayrıca yaşam boşlanıyorsa tekdüzelik insanı esir ediyor.

Olayların tekrarından kurtulmak, renkli ve coşku ile yaşamak bireysel çabayı gerektiriyor.

 

Birey yaşam biçimi kendi isteği ile yönlendirmiş ise, bıktığını söylediği yaşamından neden şikâyetçi olduğunu, hele çaresizlik ve zorunlulukların nedenlerini ısrar ile düşünüyor ve de üstesinden gelmek istiyor ise sarsılmaz iradesi, içten gelen azim ile kendi başarabiliyor.

 

O halde insan var oluşunda ki kader denen renkler ile edindiği bilgiyi ve tecrübeyi zekâsıyla pekiştirerek kendi yaşam süreçlerinin desenlerini yeteneği ve emeği ile “ Ömür “ denen tuvale resmederek “ Yaşam Sanatını “ gerçekleştiriyor.

  

Yaşam fırtınalı bir deniz…

Azgın dalgalar ile boğuşmasını bilirsen denizi seversin…

Kazanmak istiyorsan, kaybetmeyi bileceksin…

Kaderim böyle imiş demeyeceksin…

Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin

Sevilmek istiyorsan, Önce sevmeyi bileceksin

 

Yaşamda önemli olan, nelere “ değer “ ve “ önem “ verdiklerimizdir...

Her şeyi ona göre duyar, görür, hisseder ve yaşamımız da sergiler, yaşar, yaşatır…

 

Yazdıklarımın tümünü bizler de yaşadık.

Zorluklar güzel günlerin müjdecisidir.  

Hepsi geçecek.

Size değer ve önem verenleri de unutmayan renkli, coşku ve güzellikler ile dolu pırıl, pırıl bir yaşam dileği ile…

 

Sevgiler.

Avni baba

 

Yorum Yaz